Sözleşme, borçlar hukukunun temel kaynağıdır ve tarafların hukuki sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamalarının birbirine uygun biçimde birleşmesiyle meydana gelir. Türk Borçlar Kanunu'nun 1. maddesine göre sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması açık olabileceği gibi örtülü de olabilir. Bir hukuki ilişkinin geçerli biçimde doğabilmesi için hem kuruluş aşamasındaki irade uyuşmasının sağlanması hem de kanunun aradığı geçerlilik şartlarının bir arada bulunması gerekir.
İcap ve Kabul
Sözleşmenin kurulması, kural olarak birbirini izleyen iki irade açıklamasına dayanır: öneri (icap) ve kabul. Öneri, bir kimsenin belirli bir sözleşmeyi kurmaya yönelik, karşı tarafın yalnızca kabulüyle sözleşmeyi meydana getirecek nitelikte ve bağlayıcı bir irade açıklamasıdır. Önerinin bağlayıcı sayılabilmesi için sözleşmenin esaslı noktalarını içermesi ve önerenin bağlanma iradesini taşıması aranır.
Öneriye Davet ile Öneri Ayrımı
Uygulamada önemli olan husus, bağlayıcı bir öneri ile yalnızca öneriye davet niteliğindeki açıklamaların ayırt edilmesidir. TBK m. 8 uyarınca fiyatını göstererek mal sergilenmesi veya tarife, fiyat listesi ya da benzerlerinin gönderilmesi kural olarak öneri sayılır. Buna karşılık ısmarlanmamış bir şeyin gönderilmesi öneri sayılmaz ve bu şeyi alan kişi onu geri göndermek veya saklamakla yükümlü değildir.
- Bir vitrine fiyat etiketiyle konulan ürün: öneri niteliğindedir.
- Gazeteye verilen genel ilan: kural olarak öneriye davettir.
- Bağlayıcı olmadığı açıkça belirtilen katalog gönderimi: öneriye davettir.
Önerinin Bağlayıcılığı ve Süresi
Öneren, önerisiyle belirli bir süre bağlıdır. Süre belirleyerek yapılan öneride öneren, bu sürenin sonuna kadar önerisiyle bağlıdır (TBK m. 3). Süre belirlenmeksizin hazır olanlar arasında yapılan öneri hemen kabul edilmezse önereni bağlamaktan çıkar (TBK m. 4). Hazır olmayanlar arasında yapılan öneride ise öneren, zamanında ve usulüne uygun olarak gönderilen bir yanıtın ulaşmasını beklemek zorunda olduğu ana kadar önerisiyle bağlı kalır (TBK m. 5).
"Sözleşmenin kurulabilmesi için tarafların esaslı noktalarda anlaşmaları zorunludur; ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile bu husus sözleşmenin kurulmasına engel oluşturmaz." (Yargıtay 13. HD, E. 2016/8942 K. 2018/1123, T. 12.02.2018)
Kabul, önerinin muhatabının sözleşmeyi kurma yönündeki irade açıklamasıdır. Kabulün önerinin içeriğine tam olarak uygun olması gerekir. Öneriye eklenen değişiklik veya kayıtlar, hukuken yeni bir öneri niteliği taşır ve ilk önereni yeni bir kabul iradesiyle karşı karşıya bırakır. Susma kural olarak kabul anlamına gelmez; ancak işin özelliği veya durumun gereği açık bir kabulü gerekli kılmıyorsa, öneri uygun bir sürede reddedilmediği takdirde sözleşme kurulmuş sayılabilir (TBK m. 6).
Geçerlilik Şartları
Sözleşmenin geçerli biçimde doğması için irade uyuşmasının yanında birtakım maddi şartların da gerçekleşmesi gerekir. Bunlar arasında tarafların ehliyeti, konunun hukuka ve ahlaka uygunluğu, iradenin sağlıklı biçimde oluşması ve kanunun öngördüğü şekle uyulması yer alır.
Konunun Hukuka ve Ahlaka Uygunluğu
TBK m. 27 uyarınca kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez; ancak bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur. Bu durum kısmi butlan olarak adlandırılır.
Şekil Şartı
Sözleşmelerin geçerliliği kural olarak hiçbir şekle bağlı değildir (TBK m. 12). Şekil serbestisi ilkesi geçerlidir. Ancak kanun bazı sözleşmeler için geçerlilik şekli öngörmüştür. Örneğin taşınmaz satış vaadi resmi şekilde, kefalet sözleşmesi yazılı şekilde ve el yazısı şartlarıyla, bağışlama vaadi yazılı şekilde yapılmalıdır. Kanunun öngördüğü şekle uyulmadan yapılan sözleşme kesin olarak hükümsüzdür.
Somut bir örnek vermek gerekirse: bir taşınmazın satışı yalnızca tapu memuru huzurunda resmi senetle geçerli olarak yapılabilir. Taraflar aralarında adi yazılı bir sözleşme düzenleyerek taşınmaz satışı kararlaştırırlarsa, bu sözleşme şekil eksikliği nedeniyle geçersizdir ve alıcı tapunun devrini bu belgeye dayanarak talep edemez. Buna karşılık taraflar sözleşmeyi tamamen ifa etmişlerse, şekle aykırılığın ileri sürülmesi bazı hâllerde dürüstlük kuralına aykırı görülebilir.
Kesin Hükümsüzlük ve İptal Edilebilirlik
Geçerlilik şartlarındaki eksikliğin sonucu her zaman aynı ağırlıkta değildir. Kesin hükümsüzlük (butlan) hâlinde sözleşme baştan itibaren hiçbir hüküm doğurmaz, herkes tarafından ve süreye bağlı olmaksızın ileri sürülebilir, hâkim tarafından resen dikkate alınır. Buna karşılık irade sakatlığı hâllerinde (yanılma, aldatma, korkutma) sözleşme geçerli olarak doğar; ancak iradesi sakatlanan taraf, bir yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşmeyi iptal etme hakkına sahiptir (TBK m. 39).
Kesin hükümsüzlük hâllerini şu şekilde sıralamak mümkündür:
- Ehliyetsizlik (ayırt etme gücünden yoksunluk).
- Konunun başlangıçtaki objektif imkânsızlığı.
- Hukuka, ahlaka ve kamu düzenine aykırılık.
- Geçerlilik şekline aykırılık.
- Muvazaa (danışıklı işlem).
Sözleşmenin kurulması ve geçerliliği, borç ilişkisinin bütün yaşam süreci boyunca sonuç doğuracak temel taşları oluşturur. Bu nedenle özellikle şekle bağlı sözleşmelerde ve emredici hükümlerin söz konusu olduğu alanlarda, sözleşmenin kaleme alınması aşamasında hukuki danışmanlık alınması ileride doğabilecek geçersizlik iddialarının önüne geçilmesi bakımından büyük önem taşır.
Sonuç
Bir sözleşmenin hukuk düzeni içinde koruma görmesi, hem irade açıklamalarının usulüne uygun biçimde birleşmesine hem de kanunun aradığı geçerlilik şartlarının bir arada bulunmasına bağlıdır. İcap ve kabul mekanizmasının doğru işletilmesi, şekil şartlarına riayet edilmesi ve kesin hükümsüzlük sebeplerinin gözetilmesi, tarafların hak kayıplarına uğramaması için belirleyicidir.
- 6098 sayılı TBK m. 1
- 6098 sayılı TBK m. 3
- 6098 sayılı TBK m. 8
- 6098 sayılı TBK m. 12
- 6098 sayılı TBK m. 27
- 6098 sayılı TBK m. 39
- Yargıtay 13. HD, E. 2016/8942 K. 2018/1123, T. 12.02.2018
- Yargıtay 3. HD, E. 2017/6543 K. 2019/2210, T. 18.03.2019
- Yargıtay 1. HD, E. 2015/12034 K. 2016/8876, T. 20.09.2016
Sık sorulan sorular
- Sözleşme sözlü olarak kurulabilir mi?
- Evet. Türk Borçlar Kanunu m. 12 şekil serbestisi ilkesini benimsemiştir; kanunda aksi öngörülmedikçe sözleşmeler herhangi bir şekle bağlı olmaksızın sözlü olarak da geçerli biçimde kurulabilir. Ancak kefalet, taşınmaz satışı gibi kanunun geçerlilik şekli öngördüğü sözleşmeler bunun dışındadır.
- Susmak kabul anlamına gelir mi?
- Kural olarak hayır. Susma kabul sayılmaz. Ancak işin özelliği veya durumun gereği açık bir kabulü gerekli kılmıyorsa ve öneri uygun bir sürede reddedilmezse, sözleşme kurulmuş sayılabilir (TBK m. 6).
- Vitrine konulan fiyat etiketli ürün öneri midir?
- Evet. TBK m. 8 uyarınca fiyatını göstererek mal sergilenmesi kural olarak öneri sayılır. Müşterinin kabulüyle satış sözleşmesi kurulur.
- Kesin hükümsüz bir sözleşme sonradan geçerli hâle getirilebilir mi?
- Kesin hükümsüzlük baştan itibaren geçerlilik doğurmadığından, kural olarak icazetle geçerli hâle gelmez. Tarafların yeniden ve geçerli şartlarla sözleşme kurmaları gerekir. Butlan hâkim tarafından resen dikkate alınır ve süreye bağlı olmaksızın ileri sürülebilir.
- Şekle aykırı sözleşme her durumda geçersiz midir?
- Kural olarak geçerlilik şekline aykırılık kesin hükümsüzlük doğurur. Ancak taraflar sözleşmeyi tamamen ifa etmişlerse, şekle aykırılığın ileri sürülmesi somut olayın koşullarına göre dürüstlük kuralına aykırı bulunabilir ve dinlenmeyebilir.
§Bu platformdaki içerik ve hesaplamalar bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez.